The Meg Film Eleştirisi

Jason Statham insanları kurtarıyor ama filmi kurtarmayı başaramıyor.
The Meg Film Eleştirisi

Baştan söyleyeyim. The Meg iyi bir film değil. İyi olmadığının farkında, seyircinin bu filmi iyi bulmayacağının da farkında. Eleştirmenlerden zaten geçer not almayacağını bilen bir filmin keşke en azından seyircinin gönlünü kazanmak için Jason Statham'dan daha fazla kozu olsaymış.

Steve Alten'in 1997 basımı kitabından uyarlanan film okyanusun zeminlerinde gezinen ve çoğu zaman ya aç ya da kızgın olan devasa yaratıkların varlığından ilham alıyor. Bir otobüsü rahatlıkla yutabilecek kadar büyük, 21 metrelik köpek balıkları ve tabii ki bu kadar büyük bir ağzı dolduran jilet keskinliğindeki devasa dişler gerçekten çok heyecanlı bir hikaye. Böyle bir yaratığın tahayyülü bile tek başına Jason Statham'ın karizmasını pamuk şekeri gibi ezik bırakır, ancak gel gör ki yönetmen Jon Turteltaub hikayeyi sulu ve etli insanların peşinde gezinen çaresiz aç yaratıklar seviyesine indirgemeyi başarmış. Öte yandan filmde yeşil ekran teknolojisi ile geliştirilen görsel efektlerden ziyade robot balıklar kullanılmış. Bu anlamda yönetmen Jon Turteltaub alkışı hak ediyor.

The Meg

The Meg

Çin'in 320 kilometre açıklarında milyarder Jack Morris'in (Rainn Wilson) su altı araştırma tesislerindeyiz. Daha önce üç dalgıç bu sularda kaybolmuş ve sebebi bulunamamıştır. Bilin bakalım bu dalgıçları ne yemiş? Ve tabii ki bu tesis Çin'in sularında yer alacak. Yoksa yapımcılar Çin'in Amerikan filmlerine uyguladığı yıllık kotadan paçayı nasıl yırtabilirlerdi ki? Irkçı değiliz tabii ki de son zamanlarda başrollerde sık sık Çinli bir oyuncu görmemizin sebebinin bu kotadan yırtma kaygısı olduğunun iyice gözümüze sokulmasının rahatsız edici olmadığını söylersek yalan olur. Sanki dünyada başka ırktan insan yokmuş gibi... (Stüdyoların, para kazanmak için yaptıkları sinema filmlerinin gişede de başarısını kanıtlamış böyle hamlelerine itirazımızı naif gören takipçilerimiz de haklı! Sonuçta Çin, dünyanın en büyük pazarı.) Neyse biz filme dönelim, Rainn Wilson ilk başta dost canlısı, keyifli kanka izlenimi veren Rainn'in iç yüzünü yavaş yavaş ortaya çıkarma konusunda başarılı bir oyunculuk sergilemiş.

Onun karşısında ise her zaman kabadayı, sert ve tabii ki karizmatik Jason Statham ise başka travmalardan kurtulmak için sado-mazoşist bir maceranın içine atlayan adam tiplemesi için iyi bir tercih olmuş ama bu rol Statham'ın elini kolunu biraz bağlamış. Çünkü caddeleri ağlatarak araba veya motosiklet sürebileceği sahneler yok bu filmde. Onun yerine megalodonların kendi konfor bölgesi olan okyanusta sınırlı hareket kaabiliyeti içinde seyirciyi mutlu etmeye çalışıyor, ama her ne kadar kendisini çok sevsek de bu film bittikten sonra 'yandı bizim bilet parası' dememize engel olmuyor.

Filmin en büyük hayal kırıklığı megalodon gibi keyifli bir fikri, seyirciyi şok etmeyi başaramadan harcamış olmaları. Derin sulardan yavaşça beliren siluetin getirdiği dehşeti birkaç saniyeden fazla sürdürmeyi başaramamışlar. Sonlara doğru da file meydan okuyan kurbağanın hikayesi kıvamında, bitse de gitsek dedirten bir patlamış mısır şeysine dönüşüyor zaten. 2/5

 

BLOG COMMENTS POWERED BY DISQUS